yedy haber merkezi
Halil İbrahim Özay’ın ikinci şiir kitabı "Arada Kalan Şeyler", daha kapağındaki sükûnetle okuru yanıltan bir kitap: Sakin, ölçülü ve hatta mesafeli görünen bu yüzeyin altında, yoğun bir iç hareket, kesintisiz bir düşünce akışı ve kendiyle sessiz sessiz kavga eden bir bilinç yatıyor. Özay, bu kitapta şiiri yalnızca bir ifade biçimi olarak değil, bir tür düşünme alanı, hatta varoluşun kendisini tarttığı bir tartı olarak kuruyor.
Kitabın açılışındaki poetik cümle —“söylenmemişi, söylenemeyeni söylendi kabul eden anlamlardan kaçmak için şiire gidiyorum”— aslında bütün metnin anahtarını veriyor. Bu, dilin hazır anlamlarına karşı bir itiraz; şiirin, anlamın katılaşmış yüzeyini kırmak için seçildiğini açıkça dile getiren bir tutum. Özay’ın şiiri burada bir kaçış değil, tam tersine, anlamın yükünden sıyrılıp daha çıplak bir hakikate yaklaşma girişimi diyebiliriz.
Bu şiirlerde en dikkat çekici olan, düşüncenin ağırlığı ile ifadenin hafifliği arasındaki gerilim. Özay sık sık felsefeye temas ediyor; ama bu temas didaktik bir sertlikle değil, neredeyse “varla yok arası” bir geçişle gerçekleşiyor. Şiir, kavram üretmiyor; kavramların etrafında dolaşıyor, onları yokluyor, sonra geri çekiliyor. Bu geri çekiliş, şiirin en güçlü hareketlerinden biri haline geliyor.
“Bir Şey Diyeceğim” başlıklı şiirdeki “çocuklar gerçeği gösteren cihazlardır” dizesi, bu yaklaşımın tipik bir örneği. Burada bir aforizma kuruluyor gibi görünürken, şiir hemen ardından bu kesinliği gevşetiyor; hatırlama, unutma, kendini tanıyamama ve geçmişin ağırlığıyla örülü bir bilinç hâline geçiyor. Özay’ın şiiri, hiçbir fikri sabitlemiyor; her cümle, kendi kesinliğini hemen ardından şüpheye açıyor.
Kitabın genelinde belirgin bir “arada kalma” hâli var — başlığın işaret ettiği gibi. Bu aradalık yalnızca tematik değil, biçimsel de. Şiirler ne tam anlamıyla anlatıya yaslanıyor ne de bütünüyle soyuta çekiliyor. Özay, gündelik hayatın kırıntılarını —tren garları, pazar yerleri, çocukluk anıları— alıp bunları varoluşsal bir sorgunun içine yerleştiriyor. Böylece somut ile düşünsel olan arasında sürekli gidip gelen bir yapı kuruluyor.
“Mesafe” şiirinde görülen “her kelimenin bir anlamı / her kelimenin / bir de söylenmeyen acısı” dizeleri, Özay’ın dil anlayışını berraklaştırıyor. Dil burada yalnızca bir taşıyıcı değil; aynı zamanda bir eksiklik, bir yetersizlik alanı. Söylenenle söylenemeyen arasındaki boşluk, şiirin asıl mekânı hâline geliyor. Bu nedenle Özay’ın şiirinde suskunluk, en az söz kadar belirleyici.
Kitap boyunca “ben” sürekli yer değiştiriyor. Sabit bir özne yok; aksine, kendini tanımlayamayan, kendinden şüphe eden, hatta zaman zaman kendi hikâyesine dışarıdan bakan bir özne var. “Ben ben değildim” ya da “ben miyim” gibi ifadeler, bu öznenin kırılganlığını açıkça ortaya koyuyor. Özay, kendiliği bir varış noktası olarak değil, sürekli ertelenen bir süreç olarak ele alıyor.
Bu süreç, geçmişle kurulan ilişki üzerinden de derinleşiyor. Şiirlerde sık sık çocukluk, eksiklik, yoksunluk ve hatırlama temaları beliriyor; ancak bunlar nostaljik bir tonla değil, daha çok bir hesaplaşma duygusuyla işleniyor. Geçmiş, bir sığınak değil; bugünü anlamak için sürekli geri dönülen ama hiçbir zaman tam olarak kavranamayan bir alan.
"Arada Kalan Şeyler", bu yönüyle çağdaş Türk şiirinde dikkat çeken bir damara yerleşiyor: Düşünceyle teması güçlü ama düşünceyi ağırlık olarak taşımayan, kendini sürekli sorgulayan ama bu sorguyu bir poz olarak kullanmayan bir şiir. Özay’ın dili yer yer sertleşse de, genel olarak akışkan ve geçirgen; okuru zorlamıyor ama onu sürekli bir düşünme hâline davet ediyor.
"Arada Kalan Şeyler", kesin cevaplar vermeyen, hatta sorularını bile yarım bırakan bir kitap. Ama belki de tam bu yüzden etkileyici: Çünkü Özay, şiiri bir sonuç olarak değil, bir süreç olarak kuruyor. Okur da bu sürecin içine, kendi sorularıyla birlikte davet ediliyor. Ve kitap bittiğinde geriye kalan şey, bir anlam değil; daha çok, anlamın eşiğinde duran o ince, titreşimli hâl oluyor.
Halil ibrahim Özay kimdir?
Halil ibrahim Özay, 1973 yılında Istanbul'da doğdu. Uludağ üniversitesinden mezun oldu. Uzun yıllardır iletişim sektöründe çalışarak hayatını kazanıyor.
Bir dönem Altzine ve Notos mecralarında öykü ve yazıları okuyucu ile buluştu. İlk şiir kitabı Bitirmek Üzereyim (Klaros Yayınları) ise 2025 yılında yayınlandı.
Fotoğraf çekerek, okuyarak, arada sırada yazarak ve oğluna eşlik ederek yaşamaya devam ediyor.