Serhat Kılıç’ın ardından: Sahneye sığmayan bir oyunculuk

Serhat Kılıç’ın ardından: Sahneye sığmayan bir oyunculuk

yedy haber merkezi


Serhat Kılıç, 5 Eylül 2026’da 51 yaşında hayatını kaybetti. Ardından geriye yalnızca televizyonda hafızalara kazınan karakterler değil; tiyatro sahnesinde başlayan, yönetmenlik ve eğitmenlikle genişleyen, sinemaya ve televizyona uzanan yaklaşık otuz yıllık bir sanat yolculuğu kaldı. Kılıç, oyunculuğu hiçbir zaman yalnızca kamera karşısında görünmekten ibaret görmeyen isimlerden biriydi.


Serhat Mustafa Kılıç, 8 Temmuz 1975’te Ankara’da doğdu. Oyunculuk eğitimi için 1994’te burslu olarak Bilkent Üniversitesi Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi Tiyatro Bölümü’ne girdi ve 1998’de yüksek şeref öğrencisi olarak mezun oldu. Profesyonel oyunculuk hayatı da aynı yıl Ankara Sanat Tiyatrosu’nda, Rutkay Aziz’in yönettiği Ariel Dorfman’ın “Kayıplar (Dullar)” oyunuyla başladı.


Bu başlangıç, aslında Kılıç’ın bütün sanat hayatının ipuçlarını taşıyordu. Çünkü onun kariyerinde tiyatro hiçbir zaman televizyon ve sinemaya geçerken geride bırakılmış bir ilk durak olmadı. Sahne, hep merkezde kaldı.


Oyunculuğun mutfağında başlayan bir yolculuk


Kılıç’ın tiyatro serüveni Ankara Sanat Tiyatrosu’nun ardından Diyarbakır Devlet Tiyatrosu ve Erzurum Devlet Tiyatrosu ile devam etti. Diyarbakır’da yalnızca oyunculuk yapmadı; sahne ve oyunculuk dersleri verdi, “Barış Adası” oyununu yönetti. Erzurum Devlet Tiyatrosu’nda da oyunculuğun yanı sıra yönetmenlik yaptı.


Tiyatro repertuvarı da onun oyunculuk alanının genişliğini gösteriyordu. Shakespeare’den Gogol’a, Molière’den Arthur Miller’a, Aziz Nesin’den Joshua Sobol’a uzanan farklı metinlerde sahneye çıktı. “Bir Yaz Gecesi Rüyası”, “Müfettiş”, “Getto”, “Azizname”, “Scapin’in Dolapları”, “Sevgili Doktor” ve “Beğendiğiniz Gibi” bu yolculuğun parçaları arasındaydı.


2005’te Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvarı’nda reji üzerine yüksek lisansını tamamladı. Bir süre Atatürk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Tiyatro Bölümü’nde öğretim görevlisi olarak ders verdi. Böylece oyunculuk, yönetmenlik ve eğitmenlik onun sanat pratiğinde birbirinden ayrı alanlar olmaktan çıktı.




İstanbul’da yeni bir dönem


2008’de Devlet Tiyatroları’ndan ayrılarak İstanbul’a yerleşti. Burada DOT ve Beşiktaş Kültür Merkezi gibi yapılarda çalıştı; ardından İstanbul Şehir Tiyatroları’nda “İntiharın Genel Provası” adlı oyunda dört farklı karakteri canlandırdı.


Oyun üç sezon kapalı gişe sahnelendi. Kılıç, bu performansıyla 14. Afife Tiyatro Ödülleri’nde Yılın En Başarılı Müzikal ve Komedi Erkek Oyuncusu dalında aday gösterildi.


2012’de ise Cats&Dogs (Soho İstanbul) adlı prodüksiyon şirketini kurdu. Bu tercih de onun yalnızca oyuncu olarak değil, üretimin farklı aşamalarında sorumluluk almak isteyen bir sanatçı olduğunu gösteriyordu.


Sinemada küçük bir rolle büyük bir iz


Serhat Kılıç’ın sinemadaki önemli dönemeçlerinden biri, Nuri Bilge Ceylan’ın 2014 tarihli “Kış Uykusu” filmindeki İmam Hamdi rolüydü.


Film Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye kazanırken Kılıç’ın performansı da dikkat çekti. Oyuncu, İmam Hamdi rolüyle 47. SİYAD Ödülleri’nde En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Performansı dalında aday gösterildi; ayrıca 20. Sadri Alışık Tiyatro ve Sinema Oyuncu Ödülleri’nde Seçici Kurul Özel Ödülü aldı.


Kılıç’ın sinemadaki filmografisi bununla sınırlı kalmadı. “Veda”, “Nokta”, “Baskın Karabasan”, “Robinson ve Cuma”, “Mavzer”, “Topal Şükran’ın Maceraları” ve “Cenazemize Hoş Geldiniz” gibi filmlerde farklı karakterlerle izleyici karşısına çıktı.




Ergun Plak’tan Çolak’a: Ekranda birbirinden farklı karakterler


Kılıç’ın geniş kitleler tarafından tanınması ise televizyon çalışmalarıyla oldu.


Hatırla Sevgili”, “Ezel”, “Seksenler” ve “Söz” gibi dizilerde rol aldı. Özellikle “Seksenler”deki Ergun Plak karakteri, onun komedi alanındaki oyunculuk gücünü geniş bir izleyici kitlesine taşıdı. Ardından “Söz”deki Çolak karakteriyle bambaşka bir oyunculuk çizgisi ortaya koydu.


Sonraki yıllarda “Maraşlı”, “Şeref Bey”, “Kuruluş Osman”, “Tetikçinin Oğlu”, “Aktris”, “Kirli Sepeti”, “Gassal”, “Kardelenler” ve “Mehmed: Fetihler Sultanı” gibi yapımlarda rol aldı.


Bu uzun listeye bakıldığında Kılıç’ın oyunculuğunun belirgin özelliklerinden biri daha görünür hale geliyor: tek bir karakter tipine yerleşmedi.


Komedi ile dram arasında, gündelik karakterlerle sert karakterler arasında dolaşabildi. Televizyonun geniş seyirci alanıyla tiyatronun daha doğrudan ve çıplak oyunculuk gerektiren dünyası arasında gidip geldi.


Sahne onun için hiçbir zaman geride kalmadı


Televizyon sayesinde çok daha geniş bir izleyici kitlesi tarafından tanınmasına rağmen Serhat Kılıç’ın sanat hayatını yalnızca diziler üzerinden okumak eksik kalır.


Tiyatro onun oyunculuğunun temeliydi.


Son döneminde de sahneyle bağını korudu. Tek kişilik oyun gibi oyuncunun bütün yükü tek başına taşıdığı bir forma yönelmesi, onun tiyatroya duyduğu bağlılığın önemli göstergelerinden biri olarak öne çıktı. Kılıç için sahne, yalnızca bir meslek alanı değil, oyunculuğun kendisiyle hesaplaştığı yerdi.


Belki de bu nedenle onu yalnızca Ergun Plak, Çolak, İmam Hamdi ya da başka bir karakter üzerinden hatırlamak mümkün değil. Her biri, daha büyük ve daha hareketli bir oyunculuk serüveninin yalnızca bir parçası.


Bir oyuncudan geriye ne kalır?


Serhat Kılıç’ın ölüm haberi 5 Eylül’de geldi. İstanbul Kağıthane’deki evinde hayatını kaybeden Kılıç için 7 Eylül’de Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde bir anma töreni düzenlendi. Ardından cenazesi Ankara’ya getirildi; 8 Eylül’de Ahmet Hamdi Akseki Camisi’nde düzenlenen törenin ardından Karşıyaka Mezarlığı’nda toprağa verildi. Törenlere ailesi, yakınları, meslektaşları ve sanat dünyasından çok sayıda isim katıldı.


Ama bir oyuncunun ardından söylenecekler, cenaze töreninin ardından bitmiyor.


Serhat Kılıç’ın ardından onlarca tiyatro karakteri, filmler, diziler, öğrenciler, sahne arkadaşları ve onu yıllar boyunca izleyen insanların hafızasında kalan performanslar var.


Bir de onu tanıyanların anlattığı, kolay tarif edilemeyen o yoğunluk.


BirGün’de yayımlanan “Ben bu çağdan nefret ettim etimle tırnağımla nefret ettim” başlıklı yazıda da Kılıç’ın hayatındaki bu yoğunluk ve dünyayla kurduğu sert, tutkulu ilişki üzerinden bir portresi çiziliyor. Yazının merkezindeki Serhat Kılıç, yalnızca oynadığı karakterlerle değil, hayata karşı taşıdığı itirazla da hatırlanan bir sanatçı olarak anlatılıyor.


Belki Serhat Kılıç’ı anmanın en doğru yolu da burada.


Çünkü bazı oyuncular oynadıkları karakterlerden daha büyük bir iz bırakır. Sahneye çıktıklarında yalnızca bir karakteri değil, kendilerinden de bir parçayı bırakırlar.


Serhat Kılıç’ın ardında kalan da biraz böyle bir şey.


Yaklaşık otuz yıllık bir sanat hayatı, onlarca karakter ve tiyatrodan sinemaya, televizyondan eğitmenliğe uzanan bir üretim.


Hikâyesi yarım kaldı. Ama oynadığı karakterler, kurduğu sahneler ve bıraktığı oyunculuk hafızası devam ediyor.


Serhat Kılıç kimdir?


Serhat Mustafa Kılıç, 8 Temmuz 1975’te Ankara’da doğdu. 1994’te Bilkent Üniversitesi Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi Tiyatro Bölümü’ne burslu olarak girdi ve 1998’de yüksek şeref öğrencisi olarak mezun oldu. Aynı yıl Ankara Sanat Tiyatrosu’nda profesyonel oyunculuğa başladı.


Kariyeri boyunca oyunculuğun yanı sıra tiyatro yönetmenliği ve eğitmenlik yaptı; Devlet Tiyatroları, Diyarbakır Şehir Tiyatroları, DOT, BKM ve İstanbul Şehir Tiyatroları gibi farklı yapılarda çalıştı. Sinemada Nuri Bilge Ceylan’ın “Kış Uykusu” filmindeki İmam Hamdi karakteriyle dikkat çekti. Televizyonda ise özellikle “Seksenler”deki Ergun Plak ve “Söz”deki Çolak karakterleriyle geniş kitlelerin hafızasında yer etti.


Kılıç, 5 Eylül 2026’da İstanbul’da 51 yaşında hayatını kaybetti. 8 Eylül’de Ankara Karşıyaka Mezarlığı’nda toprağa verildi.

yorum bırakın