yedy haber merkezi
Fotoğraf: Jung von Matt
Almanya’da aşırı sağın kullandığı kıyafet ve sembollere karşı yürütülen bir kampanya, moda ile hukuk alanını bir araya getiriyor. “Recht gegen Rechts” girişimi, Nazi bağlantılı slogan ve kodları marka olarak tescil ettirerek aşırı sağcı ürünlerin satışını engellemeye çalışıyor; ardından aynı kodları Nazi karşıtı mesajlara dönüştürüyor.
Bir tişört bazen yalnızca bir tişört değildir.
Üzerindeki birkaç harf, bir sayı ya da ilk bakışta sıradan görünen bir ifade, belirli bir siyasi çevre için ortak bir şifre anlamına gelebilir. Almanya’da aşırı sağcı grupların kullandığı moda ürünleri de uzun zamandır bu görsel ve ticari dilin parçalarından biri.
Şimdi ise bu dili tersine çevirmeye çalışan bir girişim var.
Almanya’da faaliyet gösteren “Recht gegen Rechts” (Sağa karşı hukuk) kampanyası, aşırı sağın kullandığı bazı slogan, sembol ve kodları marka olarak tescil ettiriyor. Ardından bu hakları, söz konusu ifadelerin neo-Nazi ürünlerinde kullanılmasını engellemek ve aynı ifadeleri anti-faşist mesajlara dönüştürmek için kullanıyor.
Aşırı sağın kıyafet dili
Almanya’da gamalı haç, SS sembolleri ve Nazi selamı gibi anayasaya aykırı örgütlerle bağlantılı sembollerin kullanımı, Ceza Kanunu’nun 86a maddesi kapsamında genel olarak yasak. Ancak bu durum aşırı sağcı çevrelerin sembolleri tamamen terk ettiği anlamına gelmiyor.
Açıkça yasaklanan işaretlerin yerine giderek daha fazla kodlanmış ifadeler kullanılıyor.
Örneğin “Hitler” kelimesi bazı ürünlerde HTLR, gamalı haçın Almanca karşılığı olan Hakenkreuz ise HKNKRZ biçiminde yazılabiliyor. Harflerin eksiltilmesi, sembolü doğrudan göstermeden aynı çevre tarafından anlaşılmasını sağlıyor.
Bu nedenle kıyafet, aşırı sağ açısından yalnızca bir tüketim ürünü değil, aynı zamanda kimliği tanımlayan ve grup içindeki aidiyeti görünür kılan bir iletişim aracına dönüşüyor.
Üstelik bu ürünlerin satışından elde edilen gelir, aşırı sağcı yapıların ekonomik kaynaklarından birini oluşturuyor. DW'nin aktardığı araştırmada kampanyanın 35'in üzerinde çevrim içi mağaza tespit ettiği ve bu mağazaların her birinde binden fazla ürün bulunduğu belirtiliyor.
Çözüm bu kez sembolleri yasaklamak değil, sahiplenmek
“Recht gegen Rechts” kampanyasının farklılığı burada başlıyor.
2021'de Alman yaratıcı ajansı Jung von Matt ile Hamburg merkezli Laut Gegen Nazis tarafından başlatılan girişim, yalnızca aşırı sağcı ürünleri teşhir etmek yerine marka hukukunun imkânlarını kullanıyor. Nazi bağlantılı kodlar, sloganlar ve bazı aşırı sağcı işletme adları Avrupa Birliği marka sistemi üzerinden tescil ettiriliyor.
Böylece tescilli bir ifadeyi ticari olarak kullanmaya devam eden satıcılar, marka hakkı ihlaliyle karşı karşıya kalabiliyor.
Kampanyanın etkisi de oldukça hızlı olmuş.
Girişimin ilk marka tescillerinden biri duyurulduktan sonra, söz konusu ifade yaklaşık 30 dakika içinde aşırı sağcı internet mağazalarından kaldırılmış. Sonraki tescillerde bu süre yaklaşık 10 dakikaya kadar düşmüş.
Burada hukuk, doğrudan yasaklayıcı bir araç olmaktan çıkıp aşırı sağın ticari alanını daraltan yaratıcı bir müdahaleye dönüşüyor.
“HKN KRZ” artık başka bir şey söylüyor
Kampanyanın en çarpıcı örneklerinden biri HKN KRZ.
Normalde aşırı sağcı çevrelerin gamalı haçı ifade etmek için kullandığı bu kod, kampanya tarafından marka olarak tescil ettiriliyor. Sonrasında ise aynı ifade bir sweatshirt üzerinde kullanılıyor; ancak bu kez üzeri çizilmiş durumda.
Yanındaki mesaj ise kodun anlamını tamamen tersine çeviriyor: Nazi sembolünün yeniden üretilmesi değil, Nazi kodunun marka hukuku kullanılarak aşırı sağın elinden alınması anlatılıyor.
Burada ortaya çıkan şey basit bir “karşı slogan” değil.
Aynı görsel dil, aynı ticari nesne ve hatta aynı kod kullanılıyor; fakat sembolün anlamı tersine çevriliyor.
Bir zamanlar korku ve aidiyet üretmek için kullanılan işaret, bu kez o ideolojiye karşı bir işarete dönüşüyor.
Fotoğraf: Jung von Matt
Nazi ürünlerinin mağazası anti-faşist bir mağazaya dönüşüyor
Kampanyanın daha iddialı adımlarından biri ise neo-Nazi ürünlerinin önemli satıcılarından biri olan Druck18 ile ilgili.
Aşırı sağcı girişimci Tommy Frenck tarafından işletilen mağazanın marka hakkı ve internet alan adı kampanya tarafından güvence altına alındı. Ardından aynı isim üzerinden yeni bir çevrim içi mağaza oluşturuldu.
Ancak bu kez satılan ürünlerin amacı tamamen farklıydı.
Druck18 adı, Nazi nostaljisini ve yabancı düşmanlığını pazarlayan bir ticari alan olmaktan çıkarılıp anti-faşist ve ırkçılık karşıtı ürünlerin satıldığı bir platforma dönüştürüldü.
Yani burada yalnızca bir markanın engellenmesinden söz edilmiyor.
Bir satış kanalı, kendi dilinin karşısına geçirilmiş durumda.
Modanın politik hafızası
Kıyafetlerin siyasi anlam taşıması yeni bir durum değil.
20. yüzyıl boyunca üniforma, renk, kesim ve aksesuarlar siyasi kimliklerin görünür kılınmasında kullanıldı. Nazi rejimi de kıyafet ve görünüşü toplumsal düzen, hiyerarşi ve ideolojik kimlik yaratmanın araçlarından biri olarak değerlendirdi. Nazi dönemindeki kadın modasına ilişkin tarihsel çalışmalar da rejimin belirli bir “Alman” giyim anlayışını teşvik etmeye çalıştığını gösteriyor.
Bugün aşırı sağın kullandığı moda dili ise farklı bir biçimde işliyor.
Bir bomber ceket, belirli bir marka, sayı dizisi veya değiştirilmiş bir kelime, dışarıdan bakıldığında sıradan görülebilirken belirli gruplar için siyasi bir anlam taşıyabiliyor. Güncel araştırmalar da aşırı sağ çevrelerin bu tür sembol ve kodları kullanarak hem aidiyet oluşturduğunu hem de açıkça yasaklanan Nazi sembollerinin yerine daha örtük bir dil geliştirdiğini gösteriyor.
Bu nedenle “Recht gegen Rechts” kampanyasının müdahalesi yalnızca ticari değil, aynı zamanda görsel kültüre yönelik bir müdahale niteliği taşıyor.
Bir sembolü kullanmak yerine anlamını değiştirmek
Kampanyanın şimdiye kadar altı marka tescili aldığı, yeni tesciller için de süreç yürüttüğü belirtiliyor. Ancak yöntem kusursuz değil.
Bir markanın tescil edilmesi altı aya kadar sürebiliyor ve yaklaşık 1.600 euro maliyet oluşturabiliyor. Üstelik her başvurunun kabul edileceğinin garantisi bulunmuyor. Bazı Nazi kodları marka hukuku kapsamında korunmaya da uygun değil.
Kampanya bunun yanında ciddi bir karşı tepkiyle de karşılaşıyor. Çalışmayı yürütenler nefret içerikli mektuplar ve e-postalar aldıklarını belirtiyor.
Druck18'in eski sahibi Tommy Frenck'in mağaza adının kullanılmasını engellemek için açtığı dava ise hem ilk derece mahkemesinde hem de temyizde kampanya aleyhine sonuçlanmadı.
Kampanyanın finansmanı bağışlarla sağlanırken Jung von Matt çalışmayı ücretsiz yürütüyor.
Moda yalnızca ne giydiğimizi değil, neye karşı durduğumuzu da söyleyebilir
“Recht gegen Rechts”ın yaptığı şey, aşırı sağın sembollerini yeniden üretmekten çok onların üzerindeki kontrolü kırmaya çalışmak.
Bir Nazi kodunu tescil ettirip onu anti-faşist bir tişörtün üzerine koymak ilk bakışta basit bir fikir gibi görünebilir. Fakat arkasında sembollerin nasıl çalıştığına ilişkin daha büyük bir düşünce var:
Bir ideoloji kendisini yalnızca politik konuşmalarla değil, nesneler, imgeler, kıyafetler ve tüketim alışkanlıklarıyla da görünür kılabiliyorsa, ona karşı mücadele de aynı alanlarda yürütülebilir.
Bu nedenle kampanyanın en ilginç tarafı, Nazi sembollerini yalnızca “yasaklı” olarak işaretlemek değil; onların taşıdığı anlamı tersine çevirmek.
Faşizmin kendisine ait olduğunu düşündüğü bir görsel dili alıp ona başka bir hikâye yazmak.
Belki de burada modanın politik gücü tam olarak ortaya çıkıyor: Bir tişört, yalnızca üzerinde ne yazdığıyla değil, o yazının kim tarafından ve hangi amaçla kullanıldığıyla da konuşuyor.