yedy haber merkezi
61. Venedik Bienali (9 Mayıs – 22 Kasım 2026) sanat dünyasının gündeminde yalnızca yaratıcı üretimler ve uluslararası katılımlarla değil, kültürel temsil ve politik sorumluluk tartışmalarıyla da yer alıyor. Bu yıl Bienal’in İsrail pavyonu çevresinde süren kriz, uluslararası sanat çevrelerini ve eleştirmenleri uzun süredir meşgul eden bir gündem maddesi olarak öne çıkıyor.
Organizasyonun duyurusuna göre, İsrail’i 2026 Bienali’nde Romanya doğumlu ve Hayfa’da yaşayan heykeltıraş Belu Simion Fainaru temsil edecek. Fainaru’nun çalışması, Giardini’deki geleneksel ulusal pavyon binası yerine Bienal’in Arsenale mekânında sergilenecek; bu mekân değişikliğinin mekânsal bir düzenlemeden öte “farklı seslerle yan yana durma” fırsatı sunduğu belirtildi. Fainaru, bu kararı mekânın tarihsel bağlamına atıfla olumlu bir imkân olarak değerlendiriyor.
Pavyonda yer alacak ana eser Rose of Nothingness başlıklı yerleştirme olacak. Fainaru’nun bu büyük ölçekli çalışması, tavanından sarkan on altı borudan zemindeki sığ havuza damlayan siyah su düzenlemesiyle kuruluyor; sanatçı, çalışmanın Paul Celan’ın şiirindeki “kara süt” imgesine ve Kabala geleneğindeki dönüşüm söylemine atıflar içerdiğini ifade ediyor.
Rose of Nothingness © designboom
Ancak İsrail pavyonu, Bienal çevresinde kültürel ve siyasi sorumluluk bağlamında şiddetli tartışmaları da beraberinde getirdi. 2024 Bienali sırasında protestolar nedeniyle pavyon kapılarını hiç açamamıştı; o yıl İsrail pavyonu tamamen kapatılmıştı. Protestoları organize eden Art Not Genocide Alliance gibi kolektifler, uluslararası sanatçı ve kültür çalışanlarını kapsayan kampanyalarla pavyonun Bienal’den çıkarılmasını talep ediyorlar. Bu gruplar, ulusal pavyon modelinin mevcut koşullarda etik bir zemine sahip olmadığı ve kültürel platformların devlet siyasetiyle ilişkilerinin sorgulanması gerektiğini savunuyorlar.
Tepkiler devam ederken Fainaru, tartışmalara yanıt vererek sanatta diyalogun önemine vurgu yaptı ve boykot çağrılarına mesafeli durduğunu belirtti. Sanatçının açıklamasında, projesinin “boykot ve dışlamanın tam karşıtı, herkese alan açan bir umut ve insani duygu vizyonu” sunma hedefi taşıdığı ifade edildi.
Bienal yönetimi ise kendi tutumunu koruyor. Kurum, bienalin diplomatik değil kültürel bir yapısı olduğunu savunuyor ve ülke pavyonlarının kapsayıcılığını sınırlandırma yetkisinin İtalya tarafından resmî olarak tanınan devletler listesine dayandığını belirtiyor. Geçmiş Bienaller’de de benzer protestolarla karşılaşılmış, örneğin 2024’te İsrail pavyonunun kapatılması ve ilgili protestolar gündeme gelmişti.
Kültür-sanat çevrelerinde devam eden tartışma, Venedik Bienali’nin yalnızca bir sanat etkinliği olmanın ötesinde uluslararası siyasetle ilişki kuran bir platform olarak nasıl bir rol üstlendiğini sorguluyor. Eleştirmenler, kültürel temsil ile devlet politikaları arasındaki gecikmeli ya da örtük bağların Bienal gibi büyük sanat organizasyonlarında yeniden ele alınmasının önemine dikkat çekiyorlar.
61. Venedik Bienali’nin çatısı altında süren bu tartışmalar, sanatın evrenselliği ile politik gerçeklikler arasındaki gerilimi yeniden alevlendiriyor; bu bağlamda Bienal, katılımcı ülkeler, sanatçılar ve izleyiciler için sadece sanatsal bir buluşma değil, aynı zamanda güncel kültürel ve etik meselelerin tartışıldığı bir forum niteliği kazanıyor.