yedy haber merkezi
İstanbul’un tiyatro tarihinde önemli bir yere sahip olan Muammer Karaca Tiyatrosu, 14 yıllık sessizliğin ardından yeniden seyircilerine kavuştu. 25 Eylül’de düzenlenen törenle perdelerini açan Beyoğlu’ndaki tarihi sahne, restorasyonun ardından yalnızca geçmişin izlerini koruyan bir yapı olarak değil, bağımsız tiyatrolardan farklı sahne sanatlarına uzanan yeni bir kültür alanı olarak tasarlandı.
1955 yılında Muammer Karaca’nın yerleşik bir tiyatro kurma girişimiyle açılan yapı, yıllar boyunca İstanbul tiyatrosunun önemli isimlerini aynı sahnede buluşturdu. 2012’de deprem riski nedeniyle kapatılan tiyatro, İBB Miras’ın restorasyon çalışmalarıyla yeniden hayata döndürüldü.
Bir sahneden fazlası: İstanbul’un tiyatro hafızası
Muammer Karaca Tiyatrosu’nun tarihini yalnızca binanın geçmişi üzerinden okumak mümkün değil. Sahne, İstanbul’un tiyatro kültüründe iz bırakmış pek çok sanatçının üretimleriyle birlikte anılıyor.
Adile Naşit, Yıldız Kenter ve Genco Erkal gibi isimlerin yanı sıra Türk tiyatrosunun farklı kuşaklarından pek çok sanatçı bu sahnede seyirciyle buluştu. Haldun Taner’in “Keşanlı Ali Destanı”nın ilk kez burada sahnelenmesi ve Muammer Karaca ile özdeşleşen “Cibali Karakolu”nun uzun yıllar bu salonda oynanması, tiyatronun kültürel hafızadaki yerini güçlendiren örneklerden.
Açılış töreninde de bu geçmiş özellikle vurgulandı. İBB Genel Sekreteri Mahir Polat, sahnenin geçmişteki sanatçıların fiziksel olarak bulunduğu bir hafıza mekânı olduğunu belirterek, tiyatronun değerinin yalnızca mimari yapısından değil, burada yaşananlardan kaynaklandığına dikkat çekti.
Geçmiş korunarak yenilendi
Restorasyonun önemli taraflarından biri, yapının farklı dönemlere ait katmanlarının korunması oldu.
Tiyatro yapısında 19. yüzyıldan kalan kâgir bölüm ile daha sonraki dönemde inşa edilen tiyatro yapısı bir arada ele alındı. Deprem açısından risk taşıyan bölümlerde çelik konstrüksiyon kullanılırken, tarihi dokunun mümkün olduğunca korunmasına yönelik bir restorasyon yaklaşımı benimsendi.
Ortaya çıkan yapı yaklaşık 300 kişilik çağdaş bir sahne ile birlikte sanatçıların üretim süreçlerine de alan açan bir “Tiyatroevi” olarak kurgulandı. Böylece Muammer Karaca Tiyatrosu yalnızca oyunların izlendiği bir salon değil; atölyelerin, buluşmaların, konserlerin ve farklı performansların gerçekleştirilebileceği çok yönlü bir kültür mekânı olacak.
Bağımsız tiyatrolara da kapı açacak
Yeni dönemin önemli başlıklarından biri, sahnenin bağımsız tiyatrolara açık bir işletim modeliyle çalışacak olması.
İstanbul'da salon bulmakta zorlanan bağımsız tiyatro toplulukları için yeni bir gösterim alanı oluşturulması, tiyatronun yeniden açılışını yalnızca tarihî bir yapının restorasyonu olmaktan çıkarıyor. Oyunların yanı sıra atölye, ustalık sınıfı, şiir dinletisi, konser ve farklı etkinliklerin de mekânın programında yer alması planlanıyor.
Bu yönüyle Muammer Karaca Tiyatrosu, geçmişte biriktirdiği tiyatro hafızasını korurken bugünün üretim koşullarına da cevap vermeyi hedefliyor.
İlk sergi Mengü Ertel’in tiyatro evreninden
Tiyatronun yeni dönemindeki ilk kültür-sanat etkinliklerinden biri “Mengü Ertel’in Tiyatro Evreni” sergisi oldu. Sergi, grafik tasarım ve tiyatro afişleriyle Türkiye kültür hayatında önemli bir yere sahip olan Mengü Ertel’in tiyatroyla kurduğu ilişkiye odaklanıyor.
Böylece yeni açılan mekân, daha ilk günlerinden itibaren tiyatro ile görsel sanatların kesiştiği bir programla seyirci karşısına çıkıyor.
İstanbul’un sahneleri birer birer dönüyor
Açılış töreninde Muammer Karaca Tiyatrosu’nun yeniden faaliyete geçmesinin yanı sıra İstanbul’daki diğer tarihî sahnelerin geleceği de gündeme geldi.
İBB Başkanvekili Nuri Aslan, Muammer Karaca Tiyatrosu ile sınırlı kalmayacaklarını, 2027’de Reşat Nuri ve Haldun Taner sahnelerinin de yeniden İstanbullularla buluşturulmasının hedeflendiğini söyledi. Böylece kentin uzun süredir kapalı kalan sahnelerinin yeniden kültür-sanat hayatına kazandırılması daha geniş bir restorasyon ve canlandırma sürecinin parçası olarak ortaya çıkıyor.
Muammer Karaca Tiyatrosu’nun yeniden açılması bu açıdan yalnızca bir binanın kapılarının açılması değil. Bir zamanlar alkışların, oyunların ve sanatçıların izlerini taşıyan bir sahnenin yeniden canlı bir kültür alanına dönüşmesi anlamına geliyor.
Perde yeniden açıldı; şimdi sıra o sahnede yeni hikâyelerin birikmesinde.